Kedi ve Gün/Gün ve Kedi

 

 *Görsel alıntıdır.

 Uçurumun kenarında kalmış küçük bir kediydin belki. Çok uzaklarda kalmış ufuk çizgisini izleyen… Hiçbir zaman ulaşamayacaktın, Güneş’in her gün yaptığı doğuş ve batış ayininin merkezine. Çünkü sen; ne kadar koşarsan koş, senden hep kaçılacaktı. Belki çok şey istiyordun hayatından. Karnını doyuracak bir balık ya da su içebileceğin bir yoğurt kabı senin için tek amaç olmalıydı. Olmak zorundaydı;

Ama yok!
Sen, illa gidecek çok uzakları arayacaktın.
Hayaller kuracaktın.
Hatta “çıkar” kelimesinin anlamını bile bilmeyecektin.
Uçurumun kenarındaki bir kedi için çok fazlaydı bunlar.
Neden gidip kuytu bir köşede kendin için bir şeyler yapmıyordun?Yoksa aç mıydın?
Ya da daha kötüsü,
yoksa sen özgürce yaşadığını mı zannediyordun?!

Öyleyse kötü haberler için hazırlıklı olmalıydın. Bilmeliydin ki daha hürce yaşamış insan olmadı. Sen bir de üstüne zavallı bir kediydin. Senin ne haddineydi bu istekler.

Belki kedinin yanında minik bir yasemin çiçeği vardı ve belki ona gülümsüyordu.
Ne uçurumun ilerisinde görünen o “altın” sarısı güneş
Ne de uçurumun dibinde yatan onca kedi cesedi…
Hiçbiri önemli değildi, o minik için.
Onun için tek önemli olan, yanındaki kedinin bakışlarında gördüğü o özlem ve istekti.

    Kedinin gözünden bir damla gözyaşı yaseminin üzerine düştü. Yasemin gözyaşını büyük bir dikkatle kucağına aldı. Yapraklarıyla güzelce okşadı. Ardından ait olduğu yere yani toprağa bıraktı. Bunları yaparken aklındaki tek düşünce “damlanın ne kadar genç” olduğuydu.

 Zamanı geldi. Kedi gözlerini kapattı ve bir adım attı. Adımı ile düşmesi
Bir oldu.
Bütün oldu.
Sessiz oldu…

Diğer kedilerin cesetleri onun düşüşünden çıkması gereken sesi yok etmişti. Geride kalan yasemin arkasından sadece şu sözleri söyledi:

 “Böyle güzel bir gün batımını daha önce görmemiştim.”