Sahne-1

*Görsel temsilidir. 

(Semt kahvesi genel görüntü, Ferruh kadraja elinde bir poşet ile girer.)

– Hasan, iki çay!

(Ferruh oturup bizlere bakar.)

– Merhaba, ben Ferruh. İsmim kadar kendim de hayli garip gelirim insanlara. Garip demişken Orhan’ı anmadan geçmek olmaz havalar bizleri sarhoş etmeye başlamışken. Duydum ki; sizlerden iki çift lafını esirgemeyecek, çoğunlukla da laklak edecek birine ihtiyaç duyuyormuşsunuz. Evelallah ki üstesinden gelirim bu laf ebeliği işinden. ”Lafla peynir gemisi yürümez.” lakırdısını duymuşsunuzdur ancak gel gelelim peynir de çaysız gitmiyor be.

(Hasan çayları getirip Ferruh’un önüne bırakır. Ferruh birini önüne çektikten sonra diğer çayı bize uzatırken yanında getirdiği poşetten simit ve peynir çıkarır.)

– Buyurun buyurun, çekinmeyin. Gerçeği dost sofrasında da davet olmaz ancak usul değişti. Herkes herkesi bir şeylere davet eder oldu.

(Önündeki gazeteyi gösterir.)

– Bakın Atların Birleşik Diasporası,  atlarını koşturmak için ırak topraklara ihtiyaç duyuyormuş. Bu ihtiyacı karşılamak için de davet bekliyormuş çorak topraklardan.

(Ferruh simidi ısırırken dişine sert bir cisim değer.)

– Hay ben senin gibi ustanın ununu eleyip, eleğini asayım e mi! Ulan bu kaçıncı oldu?.. Bu arada çayınıza dokunmamışsınız, soğutmayın canım çayınızı da aramızı da. Hem nasıl biri olduğumu az çok tahmin etmeye başlamışsınızdır. 

(Ayağa kalkıp kahvenin önüne gelir)

– Bendeniz Ferruh, otuz küsür yıldır bu etrafımdaki hayal meyal canlandırabildiğiniz semtte yaşar giderim. Yani yaşamak kısmında yaşarım da gitmek kısmında üstüme düşen vefasızlığı yerine getirip henüz gidemedim. Ha bu arada ”mecburi dönüş” tabelalarına bakıp gidenlerin vefakarlığına ve de cefakarlığına diyecek bir lafım yok; çünkü böyle durumlarda gidilmezse sittin sene yani kaba hesap ömrümün iki katı kadar yıl da geçse hiçbir yere gidemez, ahanda böyle laklak eder durursunuz tanımadığınız adamlarla. Bak, gene çenem düştü. Siz ne işle meşguldünüz?..

”Kestik, sonraki sahneyi hazırlayın!”